home about us adviser contact forum
 

 

GÖZE GÖZ…

DİŞE DİŞ..

 

   Bugün sizlerle aranızdan pek çoğunuzun korkusu olan diş hekimlerinin tarihine doğru bir yolculuk yapacağız. Eski Mısır'da başlayacak olan yolculuğumuza Mezopotamya'nin gizemli tarihinde mola verip, Inka, Aztek uygarlıkları arasından süzülüp, günümüz çağdaş diş hekimliğinin geldiği noktaya değineceğiz.

  Imhotep ismini Mumya filmini izlemişseniz anımsayacaksınız. Mumya filminin kötü karakteri Mısır tapınaklarinin rahibi Imhotep aslında bilinen ilk hekimdir. MÖ 2700 yillarinda Mısır'da yaşadığı kabul edilmektedir. Imhotep 'in yasadığı yıllarda yani bundan tam 4700 yıl önce Mısır'da hekimler göz hekimi, barsak hekimi, diş hekimi… gibi branslara ayrılırlardı. Bilinen ilk diş hekimi Hesi-Re yalnızca diş hekimi değil aynı zamanda Krallığın Bekçisi gibi 13 resmi unvana sahip oldukça yetkin bir hekimdi.

   Mısırlılar pek çok konuya olan gözlem ve deney meraklarını diş hekimliğine de göstermişlerdi. Abse drenaji yapmışlar, çağdaş diş hekimliğinde köprü olarak ifade ettiğimiz uygulamanın ilk deneyicileri olmuşlardı. Hatta Ebers papirüsleri göstermektedir ki ağız ve çenenin cerrahisi ile ilgilenmisler, günümüz için bile geçerli olan “ sabah kahvaltısından sonra ağız temizliği yapılmalıdır,ağız temizliği diş temizliği demektir..” sözleriyle ağız bakımın ilk şartını daha o yıllarda ifade edebilmişlerdir.

   Diş hekimliği Mısır'lıların ilgisini çektigi kadar Mezopotamya uygarlıklarının da ilgisini çekmekteydi. Ancak Hammurabi yasaları dolayısı ile Mezopotamya'da gerek diş gerek tıp branşlarının cerrahisi çok fazla gelişmedi. Çünkü Hammurabi yasaları hekimlere yasal sorumluluk koyan tarihin ilk yasaları idi ve bir abse drenajinda hastasina zarar veren hekimin ellerini kesecek kadar acımasızdı.

   Hammurabi yasaları, dişlere oldukça önem veren yasalardı. Hatta öyle ki dis göz kadar önemli bir organ idi. Aşağıdaki Hammurabi yasaları bunu açıkça ortaya koymaktadır.

   Yasa 196: Eğer bir kisi kendisiyle aynı sınıftaki bir kişinin gözüne zarar verirse onun da gözüne zarar verilir.

   Yasa 200: Eğer bir kişi kendisiyle aynı sınıftaki bir kişinin dişine zarar verirse onun da dişi çekilir.

   Pek çoğumuzun zamanımızda da kullanıyor olduğu “göze göz dişe diş” deyiminin çıkış noktasının orijini de bu yasalardır.

   Aynı yıllarda dünya tarihinin bilinen en eski tıp eseri olan Nei-Ching'i yazan Çinliler ağız hastalıklarını; iltihapsal hastalıklar, yumusak doku hastalıkları, diş çürükleri olmak üzere 3'e ayırmaktaydılar. Çinliler diş hekimliğine katkılarını sadece bu eserle yapmamış yüzyıllar sonra 15.yüzyılda çağdaş anlamdaki ilk dis fırçasını yapan ulus olarak diş hekimliği tarihine geçmişlerdir. Yine günümüzde de halen kullanılan amalgamla dislerin doldurulması fikri de Çinlilere aittir.

   Amerika kıtasında yer alan topraklar üzerinde hüküm sürmüs olan Inkalar, Aztekler ve Mayalar daha çok dogaüstü güçlerle dis tedavisi yapmaya çalışmışlardır. Savasçı bir toplum olan Aztekler, saç telini kullanarak simdiki cerrahi dikişlere benzeyen dikişler atıyorlardı. Bu eski uygarlıkların önemli yönlerinden biri de ağız bakımlarına verdikleri özel önemdi.

   MÖ 2000 yıllarına gelindiğinde ise tıbbın babası olarak kabul edilen Hipokrat 'la beraber Yunanistan' da bu yıllarda Cos adasında ilk tıp okulunun açılması ile çağdaş tıbbın temelleri atıldı. Yunanistan'daki gelismeler Romalıları, Etrüskleri ve Italyanları etkiledi.

   MS 7. ve 15. yüzyillar arasında dis hekimliğindeki en büyük gelişmeler Müslüman ülkelerde oldu. İslamiyetin temizlik ve ağız sağlığına verdiği önem bu bilimin gelismesindeki en önemli etkendi. Öyle önem veriliyordu ki Müslümanlar günde dislerini en az bir kere misvak ile fırçalamak zorundaydı ve ağız bakımına önem verdiği halde ağız kokusu gitmeyen kisinin esi bunu sebep göstererek bosanabiliyordu. Tabari, Razi, Ali bin Abbas, Zehravi, Ibn-i Sina, Abdüllatif, Hekim Ahmedi, Aksemsettin, Sabuncuoglu gibi ünlü Türk ve Iranli Müslüman hekimler tıbbın ve diş hekimliğinin gelişmesine büyük katkı sağladılar.

   16. yüzyılda İtalyan düsünür, matematikçi, kâsif, anatomist Leonardo da Vinci'nin bulusları ve kan dolaşımının keşfi ile beraber Avrupalılar tıbbın tüm branslarında hızla gelisme gösterdiler. 18.yüzyildan sonra Birleşik Devletlerdeki hekimlerin de katkılarıyla dis hekimligi branslasmaya basladı ve 20. yüzyil başında tamamen branslara ayrılmış bir bilim dalı oldu.

   19. yüzyildan itibaren Osmanlı Devletinde belgesiz dis hekimliğinin yapılması yasaklanmıştı. 18 Kasım 1908'de tıp fakültesinin açılmasının ardından 22 Kasım 1908'de dis hekimligi fakültesinin de açılması kararı alındı. İlk dekan Cemil TOPUZLU yönetiminde bir kadro olusturuldu ve 1500 lira ile Darülfünun Osmanli Tip Fakültesi Disçi Mektebi kurulmus oldu. Cumhuriyetin ilanindan sonra Istanbul Üniversitesi kuruldugunda da bu okul tıp fakültesinden ayrıldı ve Istanbul Üniversitesi Dis Hekimligi Fakültesi adını aldı.. Ardindan da 22 Kasım'ın Türk Dis Hekimleri Günü olarak kutlanmasına karar verildi.